13.12.08

uygur #2



yine bir 13 aralık, yine can parçamın doğum günü. kol saatini aldık, beni kesmedi bir de duvar saati aldım. ufak tefek birkaç parça şey de var ama onları sırf hediye paketi açmayı seviyor diye aldım. yoksa kol saatinden ötesi yalan onun için. bir de nerden çıktı bilmiyorum 2 katlı pasta istemişti, o da hazır :)

kardeşimi bilmeyenlere bilgilendirme;

iyi ki doğdun be kardeşim, iyi ki varsın... seni ne kadar çok seviyorsam, o kadar adamım şu dünyada.

7.1.08

9



her ne kadar yeni bir kitap olmasa da, bir arkadaşımın yazdığı bir kitaptan bahsedeceğim size. Ayrıca benim için de önemi çoktur. kalbimi kocamanlaştıran en güzel hediyedir bu kitap.

bu kitabi okurken oldukça duygulandım, kitaptaki her karakterde bazı davranışları kendime benzettim, kitaptaki olayları kendi hayatımdakilerle kıyasladım.
kimi yerlerde böyle bir kıyaslama gerekmiyor, o kadar ben gibi geliyor ki okuduklarım sanki benim kalemimden çıkmış gibi bazı kelimeler.

kitap efsun isimli bir bayanın üzerinde geçiyor. yaşadığı sorunlar o kadar hayattan ki, yaşayamadıkları da hep içimizde kalıp, yazık olanlar...
efsun'un hayatındaki insanlar.. efsun'un kovaladıkları, efsun'u kovalayanlar... yakalananlar, unutulanlar, akıldan çıkmayanlar..

basit bir aşk hikayesi gibi düşünmeyin,

arkadaşlık var, dostluk var : her şekilde yanınızda olanlar, başınız sıkıştığınızda arayıp sorduğunuz, olmadık bir şey lazım olduğunda elinizin altında olan, ufak süprizlerle hayatınızı neşelendirenler..

aşk var, nefret var : iliklerine kadar aşkı hissetmek, kavuşamamak, yanlış anlaşılmak, hırs yapmak, nefret etmek, sinirden tırnaklarını yiyenler, yedirtenler...


belki tanıdık birisinden olmasından ötürü daha bi değişik duygular içerisinde okudum kitabı. efsun'un başına gelen her garip olayda efsun'a çözüm yolları aradım kitabı okumayı bırakıp.

daha önce annemin kardeşim hakkında yazdığı kitapta çok etkilemişti,
sonra içinde olduğum ekşi öyküler heyecanlandırmıştı.
bu kitapta beni çok etkileyen 3. kitap oldu.

belki de bu kitapta beni çeken "yaşadıklarımı ve yaşayamadıklarımı gözüme gözüme sokmasıydı".

bütün bunların dışında içinde öyle bir cümle var ki, sanırım bir insana söylenebilecek en güzel şey var bu kitapta.

"her şeye rağmen seni tanımamış olmayı aklımdan bile geçiremiyorum"


Elçin Demiröz - 9 - Yitik Ülke Yayınevi

13.12.07

uygur

çoğunuzun kardeşi vardır. buraya yazmak istediklerimi zaten hissediyorsunuzdur.
uzun zamandır yazmak istiyordum kardeşimle ilgili hislerimi. 24. doğum gününde karar verdim.

1984 yılında babamın görevi sebebiyle kars-sarıkamış'ta, daha ben 20 aylıkken gelmiş kardeşim Uygur dünyaya. bebekken mikrop kaptığı için menenjit geçirdiği için zihinsel özürlü bir kardeşe sahibim.

1984

o zaman oradaki hastahanenin durumu, daha büyük bi hastahaneye sevki gerekmesi gibi şartlar olmasaydı şimdi bu durumda olur muydu, o büyük bi soru işareti.


annem 19 yaşında daha, bir çocuğu var ve 2. çocuğu bu halde. bir çocuğunu evde konu komşuya emanet edip, diğer çocuğunun peşinden koşuyor.

bildiğiniz yastık gibi uygur ilk zamanlarda, verirseniz yiyor, vermezseniz duruyor. ordan al oraya koy.. bu çeşit tedaviler sürekli devam ediyor bebek bünyeye. belinden su almalar, yoğun ve ağır ilaç yüklemeleri de cabası. kimi doktorlar ümidini kesiyor ama aile sımsıkı bağlanmış durumda Uygur'a. Uygur mücadele ediyor, uygur mücadele ettikçe aile güçleniyor.

sağlık sorunlarının büyük bir kısmı 3 yaşına kadar halloluyor, kimi hastalık sekeleri, zihinsel özür, sol bacağın kısalığığ, sol elin güçsüz ve şekilsiz kalması gibi şeyler kalıyor.
3 yaşından itibaren özel eğitim almaya başlıyor uygur. bu durumda Sevgi Koşaner çıkıyor karşımıza ki Uygur bugün bu haldeyse, Sevgi Hanım'ın payı hepimizden fazladır. Çünkü sadece Uygur'u değil, ailemizi de eğitti.


1987


Uygur zamanla konuşmayı, kendi başına yemeyi öğrendi. tuvalet alışkanlığı kazandırıldı.
bu tip şeyleri özürlü çocuklara kazandırmak, normal çocuklara öğretmekten kat kat ilgi, özen, zaman ve en önemlisi sabır istiyor.
bütün bunlar için uğraşırken, Uygur'a bir de hayatı öğretmek gerekti. sonuçta evimizde biblo gibi tutacağımız bir eşya değil, yanımızda gezecek, tatile gidecek, insan arasına çıkacaktı.
üzülerek söylüyorum çoğu aile hala bu yıllarda bile özürlü-engelli çocuklarını bir utanç kaynağı haline getirip insan arasına çıkartmıyor. insanımızın genel olarak bu konuda biraz eğitimsiz olduğu doğru ama, bazı şeylere göğüs germek gerekiyor.
"deli çocuk'un abisi" olarak eve ağlayarak gittiğim gün sayısı pek az değildir. gücüm yettiğinde dövmeye başladım öyle diyenleri, sonra umursamamaya başladım. şimdi de acıyorum bu tip düşünce içinde olanlara.

öğretmenimin isteğiyle benim gittiğim anaokuluna gitti benden sonraki sene, kardeş payı dışında paylaşmayı öğrendi. çünkü ikimiz arasında kardeş payı biraz farklıydı.
hemen açıklayayım, herhangi bir şey 2 ye bölünür, kardeş payı yapılır, sonra benim hakkım tekrar ikiye bölünüp kardeş payı yapılırdı :)


1988-1989

yıllar geçiyor, ben büyüyordum, Uygur'da peşimden geliyordu. Özel Eğitim Merkezleriyle içli dışlı olmaya başladığımız yıllardı. Özürlü çocuklar, aileler, özürlü çocukların kardeşleri hep birlik içerisinde bu çocukları nasıl daha iyi hale getiririz diye uğraşıyorduk. dernekler kuruluyor, derneklerin gelir getirici kampanyalarında en ön sıralarda gururla yer alıyorduk. şarkı bile söylemiştim bir tanesinde allahım yarappim.

1990

Yıllar geçiyor, Uygur büyüyor, büyüdükçe bağlanıyoruz birbirimize. aynı yatakta yatıyoruz ediyoruz, evimizde huzur var. gül gibi geçinip gidiyoruz. benim yaşım da büyüdükçe ikimiz aynı yatakta zorlanıyoruz. aynı odada farklı yataklarda yatalım diye düşünüyoruz bizimkilerle, acaba Uygur ne tepki verir ? üzülür mü ? istemez mi ? vs.vs. bir sürü soru işareti. neyse deniyoruz, paşam gayet memnun, dünden razıymış meğer. benden kurtulacağı günü bekliyormuş. "Uygur'un yatağı" diye bir şey olması oldukça keyiflendiriyor onu.

Neyse yıllar geçiyor, benim okullar için sınavlarıma hazırlık dönemi başlıyor, bu sefer acaba diyoruz tek başına yatabilir mi odada, odaları ayırsak ? düşüncesi.. yine aynı sorular, yine aynı çekingenlik. ama uygur'da da aynı düşünceler varmış meğer. bir sevinç, bir neşe. adam odam oldu diye hayata bağlandı tekrardan resmen. odasına sebepsiz yere adım atamıyorum. kendi odama gitmemi söylüyor.

büyüyoruz hepberaber. bu süre içinde Uygur özel eğitimine devam ediyor. 9 yaşımdan beri okuldan eve geldiğimde evde kimse olmuyor. kendi yemeğimi kendim hazırlıyorum. ilk başlarda ocağı kullanmama izin vermeyen annem de bırakıyor beni kendi halime ki bunun faydasını öğrencilik zamanlarımda oldukça görüyorum.

üniversite için ayrılıyorum evden, Uygur'la uzun süreli ilk ayrılığımız oluyor. daha önce bir kaç günlük ayrılıklar oluyordu ama artık bir değişiklik olduğunun o da farkında. aradığımda ilk konuşmamızda üzüntüden konuşamıyor telefonda, içim parçalanıyor. sonra gelişler, gidişler alışıyor. ama annemin dediğine göre çok özlüyor beni. geldiğimin 2. günü kavga ediyoruz o ayrı ama yine annemin dediğine göre "ne seninle ne de sensiz" gibi bir durum oluşuyor.


2006


Büyüdükçe akıllandı, benim aklımın almadığı şeyler yapıyor o derece, yaşamayı çok seviyor, keyif aldığı şeyleri yapmaktan çekinmiyor. misal benimle dalga geçmek.

can sıkıntısı geçiştirme aparatı resmen,şarkı dinlemeyi söylemeyi de çok seviyor.


Uygur - Hele Bi Gel



Uygur artık kardeşten öte bir şey oldu bende. kendim gibi görüyorum. kendimi güçsüz, amaçsız hissettiğim zamanlarda aklıma getiriyorum onu. amaçsız yaşamadığımı farkediyorum onu gördükçe. ve o kadar mutluyum ki beni hayata bağlayan yegane varlığım olduğu için.

iyi ki doğdun kardeşim, ve seni her şeyden çok seviyorum.

5.12.07

Değer Vermek

Bir şeyler olur, ne olduğunu bilmezsiniz...
Çok fecisinizdir...
Anlatamazsiniz ki zaten ne olduğunu anlayamıyorsunuzdur...
Hiç bu halde olmamışsınızdır, çok garip hissedersiniz kendinizi...

Aşık gibisinizdir...
Aşık mısınızdır ?
Neye aşşıksınızdır ?
Kurtulmak istersiniz...
Diğer yandan da hoşunuza gider...

Ve paylaşırsınız,
gayet paylaşırsınız....

Paylaşmak hoşunuza gider ve bir nebze de olsa rahatlarsınız.
Bu duygulari paylaştığınız kişi önce şaşırır, sonra mutluluktan havaya uçar.
Kendisine verilen bu değer onu sevindirir.

Sıfatınız her ne olursa olsun verilen değerlere layık olmak çok güzel bir şeydir.
Gururunuz okşanır en azından.
İnsanın gururunun okşanması güzeldir.

Karşılıklı değer vermek ise bambaşkadır.
Hayat bile güzel olmaktadır bu sayede...